Bazı akşamlar hiçbir sebep yokken insanın içine bir ağırlık çöker. Ve insan, hiçbir gerekçesi olmayan bir hüznün içinde bulur kendini.
Sadri Alışık buna "Efkar" derdi, batılılar "melankoli". Ama ikisi de eksik kalır bazen. Çünkü bu duygu ne kederdir, ne pişmanlık; daha çok, varlığın kendisine has bir yorgunluktur. İnsan; hiçbir şey bitmeden de bir bitişin ağırlığını taşır omuzlarında.
Sisin İçinde Kalan Hafıza
Belki de sebepsiz elem dediğimiz şey, aslında sebeplerini unutmuş bir hafızanın fısıltısıdır. Çocukluğun bir sokağı, artık var olmayan bir kapı sesi, bir teyzenin ölmeden önceki son gülüşü. Bunlar toplanır, katman katman çöker, ve bir gün hiç ilgisi olmayan bir öğleden sonra, sebepsiz bir ağırlık olarak geri döner.
Sebep aramadan hüzünlenebilmek ve bu hüznü bir kusur değil, bir derinlik olarak taşıyabilmek.
Bitirirken
Modern hayat bize her duygunun bir nedeni olması gerektiğini öğretti. Oysa insan ruhu bazen sadece hava değişimiyle, bazen bir şarkının unutulmuş bir nakaratıyla, bazen de hiçbir şeyle ağırlaşır.Bu ağırlığı hemen bir probleme çevirip çözmeye çalışmak yerine, bazen sadece oturup onunla birlikte akşamı izlemek gerekir.
Belki de sebepsiz elem, ruhun kendi kendine yazdığı bir mısradır




Yorum Gönder